Ülkenin gündemi nedir?

 

Ülkenin gündemini kimler belirliyor? Bir takım medyatik güçler mi? Salt muhalif bakanların gündemi ile, salt iktidar yanlısı bakanların gündemi nedir? Gündem deyince ne anlıyoruz? Sınır dışı operasyonlar, ülkenin ekonomik durumu ya da çevre. Konuşulan her mesele de biraz çarpıtma, biraz yanlılık, biraz gelip geçici olma durumunu gözlemliyoruz.

Her konu kendi içinde bir ağırlık ve içerik olarak sayfalar dolusu yazılmak, paylaşılmak zorunda kalacağımız kadar derin ve büyük birer çatlak. Ancak her başlığın kör düğüm olduğu ortak açmaz bir nokta var. Bu açmazın eğitimde kilitli olduğunu, kör düğüm olduğunu söylemek durumundayız. Çocukların mahrem yaşamından, kadın cinayetlerine, orman yangınlarından, çevrenin sermaye tarafından ele geçirilişine kadar başlıklar hep bir yerde kör düğüm. İnsanlar sorunun gerçek boyutunun farkında olamıyor. Olsa da, bunun değiştirilmesi noktasında bir kitlesel bir baskı olanağını kendine veremiyor. Bilinçli bir örgütlenme ve toplumsallaşan bir devinim kazanma şansını elde edemiyor. Çünkü, konular ağırlık ve hacim bakımından, manipülasyonlara ve hızlı devinime sahip. Geçtiğimiz hafta depremi konuştuk. Bu hafta ekonomik olarak son açıklanan durumu analiz eden bir çene çalma yarışına girdik. Sonra belki gelecek yağışlarla birlikte selleri, kayıp insanları doğal gaz zammını ve dahası önümüze ne konulursa onu konuşmaya devam edeceğiz. Konuşan Türkiye dedikleri algı dezenere durumu yaşıyoruz. Konuşmanın, sosyal medyada paylaşım yapmanın, birkaç yerde basın açıklamasında bulunmanın ötesinde gündem başka bir tarafının üzerine yığılıp, savrulacaktır.

Ülke insanına dışarıdan baktığımızda ne görüyoruz? Kahvehanelerde saatlerce oturup sanki bir şey bekleyen yığınlar. Ama sorsanız ne beklediğini onlar da bilmezler. Bir kurtarıcı mı? Bir hareket mi? Yoksa uzun zamandır kabullendikleri bozuk düzen de hala iyi bir şeyler olmasını mı? Bekler insanlar. Başka ülkelerde bunu görmek pek mümkün değil. Yeni çağın insanı da o yavaş yavaş kendi öncül modeli kahvehane insanlarına dönüşüyorlar. Pek çok genci kahvehane ya da kafeteryalarda zaman öldürürken bulabiliyoruz. Bu çocuklar neden kendilerine ait birer atölye, birer bodrum katı laboratuar kurup, icatlar yapmaz? Çünkü bunun alt yapısı verilmez. Amerika’da böyle şeyleri görmek mümkündü. Filmlerden hatırlayabiliriz. Hatta filmlerden birinde şöyle der; “bu ülke kendi bodrumunda, kendi çatı katında laboratuar kuranların sayesinde Amerika’dır. “ Ülkemizde icat çıkarma dedikleri duruma muhtacız. İcat çıkaran çocukların hevesini kırıp ellerine vuran bir künt var oluş söz konusudur. Bu nedenle ülkede eğitimin bireysel çaba ayağı eksik kalıyor. Bireysel çaba dediğimiz şeyi, halk dilinde söylersek; kuyu dibinden kaynar. Bir örnekte İran sineması, İran ekonomik sosyokültürel açıdan ülkemize benzer. Ancak sinema ve edebiyat alanında oldukça derinleşen bir alt yapı zengin bir içerik halini almıştır. Bunu sebebi İran’ın masalsı bir dünyaya kapı aralaması, dolayısıyla sanatsal kolunu uzun tutabilmesi ve hatta bunun dünyada bir alıcısının bulunması vs seçenekleri, donanımı ve şansı diyebilir miyiz? Bizim masallarımız vardı. Bizim sözü dinlenen edebiyat insanlarımız da vardı. Ancak bu kapitalist sistem, her şeyde olduğu gibi, ülkenin özündeki söz sanatını da, icat çıkaracak hevesli insanını da kırıp geçiriyor. Kendi manipüle ettiği gündeme kilitliyor. İşsizlik, borçlandırma, kültürel kuşatma işte yöntemleri bunlar. Latife tekin’in Ormanda Ölüm Yokmuş romanı, belli bir yere kısıp kalmış gençlerin bir araya gelip icatlar yapmasını örnekleyen bir çabayı anlatıyordu. İçimizde ülkemizde neler olduğunu biliyor muyuz? Tarihi belgeler balık tutkalı dedikleri bir şeyden söz ediyor örneğin, Türklerin icat ettiği bir yapıştırıcı çeşidi. Ve Çin’in tarihi belgelerinde Türk tutkalından söz ediliyor. Osmanlı dördüncü Murat döneminde Legarin Hasan Çelebi füze icat edip kendini göğe fırlatmıştı. Ülkenin Aziz Sancar’ları her gün kahvehane köşelerinde aynı günü ve gündemi yaşıyorlar. Ülkenin farklı tonlarda ki çocukları, icat çıkaranları, otistikleri, disleksi leri belki bir şey yapacak. Zizek Greta’nın çığlığı için “ Dünyanın otistiklere ihtiyacı var.” Diyordu. Ama sistem bütün çığlıkları yutarken, ülkenin icat çıkaranlarını, yerli tohum ekenlerini, ses olmaya çalışanları, o künt kahvehanelere ve donuk yüzlere bırakmayı tercih ediyor. Ama başaramıyorlar. Varoşlardan yazarlar, fahişelerden kitap yazanlar, çocuklardan fikirler hep olacak. Salt birilerinin egemenliği ve buyruğu tüm yaşama müdahale etmeye yetmeyecektir. Bize dayatılan aşırı olumsuz gündem, sistemin biraz da umutsuz kitle yaratmak amaçlı bir telkini olamaz mı? Umutsuz ve öğrenilmiş çaresizlik ile icat yapanları susturmak. Bizim asıl gündemimiz bireysel eğitimin çabası olmalı. Bizim asıl gündemimiz icat çıkarmak, artistlik yapmak ( sanatçı olmak) olmalı. Farklı tonlara ve farklı seslere tahammül etmeli. Yıllarca aşağılanan fahişe Ayşe Tükrükçü evsizler için restoran açıyor. Engelli yazarlar başarı kazanıyor. Otistik çocuklar müzik dehası olabiliyor. İnsan gerçeğini iyi anlamlandırmak zorundayız. Farklı bir şey yapın. Harekete geçin. Rahatsız olan birileri varsa, doğru yoldasınız demektir.

Yorum Yapın