Siyasi denge denilince 

 Seçim sonrasında siyasi dengeler değişir mi? Rüzgarlar döner mi? Bir şeyler yerinden oynar mı? Bu soruların yanıtları için çok erken olmakla birlikte, dengele üzerine söylenecek sözlerimizin olduğunu belirtmek isterim. 

Siyasi denge, düz bir satıh, alanlarda gördüğümüz kalabalıklar anlamına gelmez. Her zaman çok katmanlı çok grift bir sürecin tanımı olmak durumundadır. Toplumun kendi iç dinamiklerinden, dış politikaya, ekonomi politiği alanına, toplumsal yaşayış tarzındaki değişimlere, genç kitlenin toplumda çoğalmasına, dışarıdaki ve içerideki konjonktür değişkenliklere ve daha fazlasına bağlıdır.  Seçimler bir şeyleri değiştirebilir. Bunlar denge unsurunda bir değişme de olabilir,  siyasi odağın kendine dersler çıkarması, ya da geçici iyileştirme üzerine kafa yoracak olması gibi değişken fikirler de olabilir. Toplum değişkeni içinde siyasi öngörü bazen fal bakmak gibi, bazen stratejinin tam odağını bulması gibi de olabilir. Toplum dediğimiz yapıyı kimse tam manasıyla çözümleyemez. Dış politikayı stabil bir algının içinde muhafaza edemez. O yüzden hep bir olabilirlikler , olasılıklar üzerinden düşünmek zorunda kaldığımız bir alandır siyaset konusu. Özellikle denge en zorudur. Dış politika cephesinde, hesapta olmayan bir iç savaş, gelir ülke ekonomi politiğine bir darbe indirebilir. Ya da tam tersini düşünelim, dışarıdaki bir iç savaş sayesinde, lojistik  alanda ekonomik atılım yapmış bir Türkiye oluvermişiz. İlginç bir durum. Acımasızca ama gerçek. Yani başkalarının acıları başka ülkelere ekonomik bir  rant kapısına dönüşüverir.

     Seçimlere gelmek istiyorum. Erken yorumlar olduğunu önceden bildirmek durumundayım.

Seçimlerden sonra en gerçekçi durum geçim, yani geçinmek durumunda olan halk. Ekonominin gidişatı, halkın bu durumda bir çıkış arayışı, seçim sonuçlarını etkiledi. Ekonomik anlamda bir iyileşme seçim sonuçlarını etkiler mi? Aşağı yukarı etkiler. Ancak belirttiğim gibi, seçim bir çıkış arayışının sonucunda, bir ders verme niteliği olarak da okuyanların çok yanıldığını sanmadığımız bir şekilde sonuçlandı.

    Bakın salt ekonomik boyuttan bakmak siyasi büyük bir yanılgının içine düşmektir. Son dönemlerde, toplumda neler olduğunu kısa bir fragman olarak görmek gerekirse, toplum son zamanlarda çok ciddi yaralar aldı demek zorundayız.. Yurt yangınından, Yurtlarda ve kuran kurslarında çocukların yaşamlarının karartılmasına, politik kadın cinayetlerine, daha kimsenin kapağını bile kaldırmaya cesaret edemediği ensest konusuna kadar toplum kendi kan kaybının da farkına vardı. Ne oluyoruz demeye çalışıyor. Bir çeşit hastalık sardı bu ülkeyi. Gelen şey bir karanlık bulut gibi. Hurafeleri konuşanlara  sus denmedi. Tarikatlar, cemaatler belki de oy deposu olarak görüldüğü için ses çıkarılmayan ne olduğu belirsiz, her yaptıkları yanlarına kar kalan odaklar bu ülkenin çocuklarına ne yapıyor?  Bu bir dönem. Ülkeyi tamamıyla kaplayacak bir karanlık olduğunu  asla düşünmemek gerekiyor. Mesele, yine ekonomiyi de kapsayan bir bilinç meselesidir. Toplumlar ancak kendi cehalet gölgelerinde bir müddet acıyla kıvranır. Seküler çıkış noktaları bulma ihtimali de vardır. Toplum siyasi alanlara bir kurtarıcı noktada bakma geleneği ve yanılgısını bir türlü yenemeyen bir kitledir. Bu kitle ve bu yığınlar, kendi oldukları durumdan kurtulmanın yolunu ararken, kendini kurtarması gerektiği bilincine erişmeyen, dolayısıyla sınıfsal perspektiften bakmayı öğrenmeyen bir  kalabalığı temsil ediyor. Fakir çocukların tarikat yurtlarında olmak zorunda kalışını, ekonomik bir durum olarak görüyor. Bunun sınıfsal boyutuna bakmamayı ve kendi gerçeğini gölgede bırakmayı tercih ediyor. Salt bir durum gerçeği olsaydı aşılırdı. Toplumların, seçmenlerin durum gerçeği, kendi gerçeğinin bir kısmıdır. Siyasiler de bu boyutu ile seçmene yaklaşır. Bir kurtarıcı söylem ile oy toplamaya çalışır. Bauldrillard siyasetin bir şov alanına dönüştüğünü gözlemlemiştir. Haksız mıdır? Bir durum ve olumsuz  an noktasında, kurtarıcı çıkıyor durum iyileştiriliyor. Bunun stratejik bir durum olma ihtimali aklınıza gelmedi mi? 80 darbesinden sonra çıkan siyasi yüzler, 28 şubattan sonra çıkan siyasi yüzler kurtarıcılar mıydı? Yoksa durumların iyileştirilmesi için seçilen aktörler mi? Şimdi de ekonomi ve toplumsal yaralar için mi yeni kurtarıcı siyasi aktörler aranıyor? Neye çare? Durum gerçeği, toplumun patalojik kısmi sonuçlarını ya da belirtileri iyileştirecek siyasi birer aktör olarak sahneye çıkacak ve her şey güzel olacak. Gerçekten öyle mi? Ancak toplum siyasetin içeriğinden, kendi varoluşsal sorunlarından gerçekten haberdar olabilirse, siyaseti bir sorumluluk ve bilinç düzeyinde yaşamaya başlarsa, işte o zaman siyasi  dengelerin alt üst olacağını söyleyebiliriz. Toplum kendi gerçeğini ve büyük resmi siyasetin kendi yaşamının öz bilinci olduğu gerçeğini kavradığı noktada, insanlık bu kadar yara da almazdı.

   Şimdi bu toplumun öfkesi de geçer, bu toplum iyi de ders vermiştir nerede kalmıştık diyen de çıkar. Yakın Türkiye tarihinde nerede kalmıştık diye ortaya çıkanlar gibi.

        Toplumlar, ne zaman gerçek liderler çıkarır? O toplum da, siyasi arenada devingen, bilinçli ya da mücadeleci olursa işte o zaman lider vasfında birileri gerçekten çıkar. Şovmenler o zaman yoktur. Sahne onlara hiç gelmeyecektir.

Yorum Yapın