Öfke, Akıl ve İrade

Öfke, Akıl ve İrade Halk arasında „öfkeyle kalkan zararla oturur“ denir. Bununla, öfkelenip davrananlar, öfkenin ruhuna hâkim olup onun davranışlarına yön vermesine müsaade edenler sonunda (büyük) zarar görürler; öfkeye dayanarak davrananlar sonunda kaş yapayım derken göz çıkarırlar, denmek istenmiştir. Zira öfkenin hâkim olduğu kişi veya kişiler akıllarını yitirirler, adeta öfkesi başına sıçradığı, öfkenden gözleri döndüğü için deliye dönerler. Toplumumuz bu durumu özellikle seçim dönemlerinde yaşıyor. Seçimleri kazanamayacağı duygusuna kapılanlar etraflarına sanki kızgın bir yılan gibi saldırıyorlar.
Fakat filozoflardan öfke duygusunun ne olduğunu öğrenebiliriz ve böylelikle onun hangi durumlarda verimli ve hangi durumlarda verimsiz olduğunu bilebiliriz. Zira öfke, haklı olsak bile, haklı olsak bile, davranışlarımıza yön vermeye başlarsa, bu davranışlar insanı sonunda içinden çıkılmaz bir kötülük girdabına çekebilir.
Romalı Stoacı filozoflardan Seneca’dan öfke konusunda çok şey öğrenilebilir. Bunların başında öfkenin bir adalet arayışından doğuyor olmasıdır. Yaşanılan adaletsizlikler karşısında insanın öfkeye kapılmasından daha doğal bir şey olamaz. Fakat öfke duygusu, zedelenen veya hatta yaralanan adaletin yeniden tesis edilmesine hiçbir zaman yardımcı olmayacaktır. Zira Seneca’ya göre, öfke duygusu, ahlaktan, yani doğru yanlış ayrımını yapabilmekten mahrum olduğu gibi, gerçek olan ile adil olan ayrımını yapmaktan da yoksundur. Bu nedenle, diyor Seneca, acılarına ve öfkelerine yenik düşenler, kısacası öfkeyle davrananlar geride hem kendileri için hem de öfkelerine maruz kalanlar için yıkım ve çöküntüden başka bir şey bırakmazlar. Yıkım ise, hiçbir davranışın nihai hedefi değildir, olamaz.
Diğer taraftan öfke duygusu kaybetme ve kazanmama durumlarında da hissedilebilir ki, her kazanamama ve kaybetme zorunlu olarak adaletsizlik olduğu anlamına gelmez. Tersine bazı kazanmalar adaletsizlikten kaynaklanabileceği gibi birçok kazanma da adaletsizliğe yol açabilir.
İrade ve akıldan yoksun öfke, kör bir öfkedir. Özgürlük kavramı çerçevesinde iş gören akıl ise bize sorunlara ve çelişkilere dayanma gücü verir. Bu nedenle akıl bize hep neyin doğru neyin yanlış olduğunu gösterir. İrade sahibi olmak ise insanın kendisine aklın ışığında sahip olmasına yardımcı olur ve doğrudan yana tavır koyup ısrar etme gücü verir. Fakat bunun için önce aklın bize öfkemizin haklı olduğunu göstermesi ve içimizdeki bizim kendi tarafsız yargıcımızı, yani vicdanımızı bu konuda ikna edebilmesi gerekir. Ancak bu durumda öfke duygumuzu adaletsizliğin bir belirtisi olarak alabiliriz. Aksi durumda öfkemizin bir gerekçesi olamaz.
Bu nedenle öfke duygusu ancak aklın ışığında yön verdiği oranda sonunda hep yapıcı bir perspektif sunar ve bu bize adaletin yenden tesis edilmesi konusunda yardımcı olur. Bu konuda bize yardımcı olan, gerçek bilginin ve aklın yardımıyla oluşturulan iradedir. Bu nedenle ancak aklın ışığında ve gerçeğin bilgisine dayanan irade özgür olabilir. Bu özgürlük hem öfkeye hâkim olabildiğimiz oranda oluşur ve hem de öfkeyi doğru yollara yönlendirir.
Bu nedenle geçici bir “çılgınlık” durumu olan akıl dışı öfkeden kaçınmak, öfkeyi kontrol altında tutmak ve her durumda özgür özne kalmayı başarabilmek gerekir. Aksi durumda her bakımdan yıkım getirecek kontrolsüz öfkeye dayalı davranışların yarattığı enkazın altından kalkmak mümkün olmayabilir. Sıkça denendiği üzere akıldan ve iradeden yoksun öfkenin yol açtığı yıkımdan kaçıp kurtulmak da mümkün olmayabilir.

Yorum Yapın