Natürel Hayat ve Hiper Gerçeklik

En zor olanın şeyin,  insanın kendi doğası gibi davranması olduğu düşünülmektedir. İnsanlığın kendi doğal var oluşu bu gün için seyrini bir yerlerde sekteye uğratmış gibi.

Doğal ve insanı kayıp mı ettik? Yoksa onu biz mi yaratmıştık? Ya da özlemini çektiğimiz şey, kendinde idealize bir düşüncenin ötesinde başka bir şey değil mi?

      Ülkenin toplum yaşayışında natürel olana ve olmayana bir iki örnek düşünüyorum. Ülkemde Anadolu insanı, imece usulü çalışır, kadınlı erkekli aynı tarlada uğraşır, didinir, kadınlı erkekli aynı sofralara oturur, nadiren sofra kalabalıksa o sofralar ayrılır, haremlik selamlık denilen kültür, her yerde yoktur. Kadın erkek aynı pazarda ürettiklerini satar, insan ilişkileri art niyetsiz devam eder. Ama bu gün toplum yaşayışına, haremlik selamlık düğünler, sofralar, okul sıraları girdi. Dindarlık bu gün var olan bir şey değil, ülkemin insanları yıllardır dindardı. Bu gün bu doğallıktan uzaklık neden? Doğal insan ilişkileri, flört etmek, aynı sırada beraber test çözmek, bir meseleyi ortaya yatırıp her açısıyla konuşabilmek ile mümkündür.

        Psikiyatri insanların doğal ilişkilerinde teması ön görür. Hatta der ki; bir baba, evladının kaka kokusunu bile duymalıdır. İnsanda vicdan, duygu, duyarlılık gelişimi ancak böyle bir yöntem ile mümkündür. Karşılıklı muhabbet, göz teması, yüzlerdeki anlık mimik değişimlerinin takibi bile insan ilişkilerinde çok önemli bir yerdedir. Her gün gözlerinin içine baktığınız bir çocuk, her gün kucağınıza aldığınız, minik parmaklarını yüzünüzde gezdiren bir çocuğu tutup, merdivenlerden aşağıya atamazsınız. Ona kurşun sıkamazsınız. İlginç bir örnek, Osmanlı döneminde padişahların çocukları başka ellerde büyürdü. Bakıcılar, Lalalar elinde büyüyen şehzade, babasının tahtına göz diker diye boğdurulur, buna da Padişah karar verirdi.

Daha yakın bir zamana geçelim, 50 li – 60 lı yıllarda bu kadar kadın cinayeti var mıydı? Nüfus, demografik yoğunluk, dönemsel olarak ekonomi farkları, sosyo kültürel farklar gibi parametreleri ileri sürsek bile, toplum yaşayışının bu denli hızlı evriliyor oluşluna gerçek bir yanıt alamayız. Yüzde yedi yüz artan kadın şiddetinde, bir evrilme değil, bir patoloji olduğunu görmek zorundayız. İnsanlığın doğasından koparılışının bir sonucu olarak, daha acımasız, vicdansız bir hale gelmek.

       Enerji, Freud’un libido dediği, ve insanda farklı formatlara da dönüşebilecek bir enerji vardır. İnkar edilemeyen doğamızın parçası o enerjinin bloke olması nelere yol açabilir? Engellenme duygusunun insanda şiddet, öfke, isyan, depresyon gibi araçlarla boşalması mümkün görünüyor. İnsan doğası gereği hareket, devinim, üretkenlik ve mutluluk  arayışı içinde olmaya çalışıyor. Ancak bunun günlük çalışma saatleri, kısa tatil zamanları gibi dayatmalarla kendine has bir devinimden ziyade bir mecburiyet olarak yaşanması stresi tetikleyen bir duruma yol açıyor. İnsanlık doğasından koparılıp kentlerde sıkıştırılmış zamanlarda yaşamaya çalıştıkça stres ve kaynaklı rahatsızlıklar  hat safhaya ulaşıyor. Ancak sistem başka türlüsüne asla izin vermiyor. Sadece hayalleri için yaşayan insanı bulmak zor. Sadece sevdikleri için yaşayan insan işte zor olan bir durum daha. Yani araç sevdiklerimiz için kazanç sağlamak olurken, sevdiğimiz her şeyi ötelemek zorunda kaldığımız ve araca yöneldiğimiz bir kırılma yaşıyoruz. Uzun esnek çalışma saatleri, mobing denilen rekabet ve ağır koşullar sanki gözlerimize gündelik işlerin perdesini indiriyor. İş ve aile aynı kulvarda bocalamaya başlıyor. Natürel olmayan şey, hiper gerçeklik, gerçeğin başka bir boyutu. Gerçeğin gerçek olmayacak kadar çarpıtıldığı alan. Zamanın farklı işlediği bir simülasyon ve insanı doğasından koparan şeylerden biri, artık insanların zamanı bir tehdit gibi görmesi. Bir sabırsızlık ve tahammülsüzlük içinde kıvranan çoğu insan, hiper gerçeklikteki zaman perdesinde kendini farklı duyumsaması oluyor. Bir polisiye dizi de aşağı yukarı kırk dakika da bir cinayet çözülüyor. Ancak yaşamın gerçek boyutunda, bir kriminal analiz haftalarca sonuçlanmayacaktır. Bu sadece bir örnek. İnternet ortamının siber hızı da insan doğasında farklı bir yanılsama. Yani kullandığımız araçların insan hayatındaki zamanı çok farklı algılamamıza da sebep oluyor. Bir bilgiyi saniyelerden daha kısa bir an da önümüzde bulurken, doğamız yaşamın doğal hızını farklı bir tahammül de görmeye başlıyor. Vakit nakit olmuşsa, vakit kaybına maddi bir şey kaybetme duygusu da ekleniyor. Tuhaf bir şekilde herkesin çok acelesinin olduğu bir dünya dizayn edildi. Tarkovski ; doğadaki insanın bilgeliğine dem vururken , doğal hayatın gerçek olduğunu görenlerin, bilgeliğini göstermek istiyor. Kendimize stres ve hastalıklar yarattığımız hiper gerçek bir fauna da sıkışmanın ötesinde başka hayatlar mümkündür.

      Bu noktada umutsuzluğa düşmemek gerekiyor. İnsan doğası izafi noktalarda da bir sağaltım yaşayabilecek donanıma ulaşabilir. Yani kısa zamanlarda kaliteli vakit geçirmek pekala mümkündür. Yaşımıza bakmadan bir çocuk kitabı okumak, bir tiyatro oyunu izlemek, doğada uzun yürüyüşler yapmak , ellerimizle iş yapmak. Ve dahası size kalmış. Turgut Uyar’ın dediği gibi “Göğe bakalım.” Gizemi ve sonsuz dinginliği ile göğe bakma duraklarımızı biz belirleyelim. Yoksa sistemler bizi ve ruhumuzu da ele geçirecektir. Sanata, sanatçıya ön yargı kendi natürel doğamızı inkar etmeye çalışmak gibi. Özellikle doğanın bilinç dışı alanımızla bizim bile bilmediğimiz bir iletişimi olduğuna inanın.

Yorum Yapın