Kürt meselesi kimin meselesi?

 

   Gecenin bir vakti son dakika haberi olarak İmralı’dan mektup var. Tarafsızlık buyurmuşlar.

Kim tarafsız olmalarını istemiş? Kimlerin tarafsız olması bekleniyor? Kürtlerin oyları nereye gidecek? Müzakere masası devrileli beri onca canlar giderken susan İmralı kişisi, bir yerel seçim için neden ağzını açma gereği duyuyor? HDP ye göre böyle bir mektup zaten yok. Ancak, HDP nin mevcut düzenle bir ittifaka gitmesi söz konusu olsaydı, müzakerelerin bir an da kesilmeyeceği açıktı. Fakat, bu sistem barış yanlısı değil gibi. Bu sistem barış fikrini de öylece harcayıp geçmiş gibi görünüyor. Zihniyet barış yanlısı olmak mı? Kürt inançlı oylara olan ihtiyaç mı?

 

      Gerçekten barışçıl olunsaydı, ne Suruç katliamını yaşardık, ne Ankara garındaki faciayı, ne sınır dışı operasyonlar olurdu. Bunların çok derin ve uzun uzadıya nedenleri ve sonuçları tartışılır. Gezi eyleminden sonra Gezi ruhunu terk edecek Kürt potansiyel arandı. Ancak hesaplar tutmuyor işte. Gezi ruhu sisteme karşı genç bir isyan. Ve hala yüreklerde karşılığını bulan, meydanlara inmese de bu ülkenin o kadar ucuz olmadığı gösteren bir eylemlilik. Ciddi bir reaksiyondu. Kaldıramadıkları buydu. Beklenmeyen, spontan gelişen Gezi ruhu, gerçek barışçıl insanın çığlığıydı.  Ve başka konular da söz konusu. Barış kimsenin tekelinde olan bir durum olamaz. Siyasi partilerin rüzgarına göre ya savaşacağız ya da barışacağız demek hiç etik değil. Ayrıca son dakikada böyle bir mektup ironi gibi. Ancak tehdit kokusu da alınabilir. AKP Kürtler konusunda samimiyetini şu an daha fazla yitiriyor. Çünkü zamanında HDP li vekiller, ateş hattına kendi bedenlerini koydular. Sırf bu yüzden bile davalık olan vekiller var. O zaman onları kimse dinlemedi. Kobane’ye yardım götürecek batılı gençler IŞİD eliyle patlatıldı. Bu gün İmralı mektubu canlı kalkan olan bedenleri ve Suruç’ta canlı bombada parçalanan bedenlerin üzerinden nasıl bir tarafsızlık tarif ediyor? Sınır dışı operasyonlarda, sonradan kürsülerden haykırılan ölü sayıları üzerine tarafların sevinç çığlıkları atmasını unutamadım. Sınır dışında neler oldu? Gittiniz gördünüz mü diye sorabilmek isterdim. Şahsen kişilik olarak hiçbir ölümü alkışlamam. Silahsız kültürel dönemlere daha çok inanmak isteriz. Ölümleri alkışlamak taraf olmaktır.  

 

      Barış sadece Kürt halkına hitap eden  bir mesele mi? İnanç sadece siyasi partilerin meselesi mi? Cemaat ile siyasi parti arasına kavga girince, sadece onların meselesi olan bir çıkar kavgası iki yüz elli kişinin yaşamına  mal oldu. Çıkar kavgasına ülkenin varlığını, dirliğini alet eden cemaat kendince bir darbeye girişti. Cemaat kimin meselesiymiş? Sınırın dışı operasyonlar kimin meselesi? Tüm Türkiye’yi ilgilendiren bir meselede sadece politikacıların müdahil sesler çıkarması yeterli mi? Barış hepimize lazım. Umut hepimize lazım. Eşitlik ve adalet hepimize lazım. Bu kapitalist, adaletsiz düzende insan kalmak, insanca yaşamak hepimizin ortak çıkarı. Başka türlü çıkarlar gözetmek kısa günün kârı yaşamlara hitap edebilir. Siyaseti salt menfi çıkar noktasına indirgeyip, oradan bir şeyler devşirmeye çalışanlar, ne insanlığı, ne barışı, ne eşitliği gerçekten gözetenlerdir. Siyaset bazıları için yandaş odaklarına vakfına, cemaatine, derneğine şuna buna rant demek. Kimine göre ihale, yatırım aracı. Şimdi çok açık değil mi? Siyaseti gerçekten bilimsel, toplumsal, insani kaygılarla yaşayanlar, alınan kararların ardında ne olduğunu, neler olabileceğini iyi hesap eder. Bu gün bu mektup hangi hesaba göre okunmalı? Barış umudu taşıyan bir mektup ise, seçim öncesinde zor zamanlarda neden ortaya çıkmadı? Ya da şöyle bir şey soralım; İmralı’daki bu kişi, Öcalan, kendisine dair tanımların, siyasi rüzgara göre değişmesine  neden bu kadar razı? Bir gün bebek katili, cani, sonra sayın, sonra belki başka tanımlar gelecek. Gerçekten ne düşünüyorlar? Kapalı kapıların ardında ne konuşuluyor? Ama bu konudaki temenni artık kan dökülmesin. Savaşların maliyeti, yiten giden onca can, huzursuzluk, korkular, acılar yetemedi mi? Bu ülkeye barış gelecekse, tüm ülkenin duyduğu acının ortaklığı kadar halk söz sahibi olmayı hak ediyor. Barış bizim barışımız. Siyasi rüzgarların estiği yere kadar değil gidebildiği yere kadar gitmeli. Ancak önce barış bir kültür meselesidir konusunun altını çizmek şartıyla. Barış, yüksek bir empatidir. Barış, kötü kullanıma açık bırakılmayacak denli hassas bir konudur. Geleceğimizi, umudumuzu, ekmeğimizi korumak kadar ciddi bir dilektir. Barış bir kültür meselesi. Karşındakinin acısını da duyabilecek kadar yüksek bir empati ancak barışı getirecek. Cumartesi annelerine şu vakte kadar eziyet edenler bu gün barış ya da süreç derse ne kadar inandırıcı olur? Şehit annesine saygı, Cumartesi annesine tazyikli su. Seçimden sonra Kürt seçmene yaklaşmanın bir yolunu bulmaya çalışanların sonraki stratejisi ne olur? Bu bir strateji mi? Yoksa temenni mi? Salt seçmeni kazanmanın kısa vadeli adımları ise o zaman  tüm ülkenin acıları kaldığı yerden devam edecek demektir.

     

     Ormanların yakılması sadece çevrecilerin meselesi mi? Sel anında sadece çevreciler mi ölüyor? Maddi kayıplara uğrayanlar sadece çevreciler mi?  Sonuçlardan herkes etkilenirken, çevreciler sadece çığlık olmaya çalışıyor. Barışçıl insanlar da belki hiç kayıplar yaşamadı. Ama acının elçisi olmak için çığlık olmayı dilemişlerdir. Acıyı çekenin kindarlığı, körlüğü varsa, barışçıl insan bunun için bir şey yapamaz. Siyaseten çözüm buralarda gerekli olan bir araçtır. Siyasi çözüm ile, seçim stratejisi arasındaki farkı fark edebilen bir hat tüm temennimiz olacaktır.

Yorum Yapın