İttifaklar cenneti ya da cinneti

İttifak son başkanlık sisteminden sonra kaçınılmaz bir hat gibi. Geldi yurda dayandı. Hiçbir parti gerçekte kendilik sürecini yaşamıyor. Ortak bir fikir beyan eden var mı? Neyin yerine ne koyulacağı sorusunun net bir yanıtı var mı?  Krizler için genel bir tarım ve yatırım söylemi gerçek ekonomik bir iyileşme reçetesi mi? Ya kartellere karşı üretmek? Ya çok uluslu şirketlerin yeni yatırımcılara alan vermesi? Yığınla engelin,duvarın ve kuşatılmışlığın ortasında, bizim kapitalist ekonomimiz ne kadar iyileşir? Ön görü ve açıklayıcı olan bir siyasi görüntü var mı? Olacak mı? Ekonomi  iyileşince ülke düze çıkacak mı? Ülkem de insanlar, siyaseti, dolar ve borsa iniş çıkışları ve kendi ekonomi düzeni noktasına indirgeyerek algılayabiliyorken, her önerinin bir çözümmüş gibi konması siyasiler açısından bir rahatlık. Yanına hamasi söylemleri de eklendiniz mi, alın size hitabeti güçlü politikacılar. Ülkede politika yapmaktan daha kolay ne  var? Kurtarıcı beklen bir kitleye rahatlıkla istediğinizi söyleyin. Kısa vadeli iyileşme durumları ile ekonominin kahramanı, hamasetin piri bile olursunuz.

 

      Ülkemde siyaseti kuyrukçuluk, güçlünün yanında yer almayı iyi  bellemiş bir kitlenin ötesini pek yorumlayan da yok. Herkes toplumsal analiz yapmak derdinde de değil. Çünkü kitle hiç kimse demek oluyor. Orada kimse yok. Sadece kalabalık. Ve gerçekçi seslerin, kalabalıkların uğultusu arasında hiçe sayılması da söz konusu. Kimse tarihsel gerçekliklerden yana değil. Kimse toplumun açmazını gerçekten görmek taraftarı da değil. İttifaklar da böylesi bir kitlenin aynası oldu. Kitleye mucize dağıtan hamasi söylem rüzgarları estiriyorlar. Sonra o rüzgarlar çatışıyor. İnsan denilen varlık noktasında eksilerek çatışmaya devam ediyorlar.

 

      Genç işsizliği, intihar vakalarındaki artış, kadın cinayetleri, toplumun cinnet hali. Linçler, çocuk tecavüzleri yani, toplumda ciddi yaralar var. Hep vardı. Şimdi daha şiddetli bir travma yaşıyoruz. Toplum dediğimiz bu fauna yaşanmaz hale geliyor. Şiddet patladı.  Fuhuş patladı. Depresyon patladı. Hırsızlık yerel ve ulular arası boyutta damgalandığımız acı gerçeğimiz oldu. Lekeli ve hasta bir toplum olup çıktık. Belki dünya da başka ülkelerde de böyle. Hastalıklı bir dünya. Ama ülkemiz de görünen o ki, siyaseti bilimsel kanadından koparıp tek kanatlı ilerletmeye çalışanlar toplumu  yaralıyor. Ülke de pedagog uzamanlar, psikologlar, toplum bilimciler siyasi erklere sözünü, dileğini, derdini iletebildi mi? Bilimle ne kadar uzlaşı içindedir bu politikacılar? Toplumu sadece ekonomi rehabilite edebilir mi? Bile isteye cahil bırakmak, cemaat kuyrukçuluğuna göz yummak, insanlaşmadan önce tanımadığı dine bağlansın, dindarlaşsın denilen toplum, diğer gam olmayı nasıl öğrenecek?  Ya da duyarlı insanlar toplum tarafından yanlış anlaşılma korkusunu ne zaman yenebilecek? Arapça reklam kartını ayet diye saklayanlar dini ne kadar bilince çıkardı? Evrensel bir düşünce olarak duyarlı insan toplum tarafından, erkelerin söylemleriyle çarpıtılmış algı noktasında linçe uğratılıyor. Bir sanatçı çıkıp duyarlılığını göstermeye çalışsa, balyoz tepeden iniyor. Siyaset üretmek yerine cahil bir kitle yaratıp, peşinden sürüklemek hiç ahlaki değil. Politikacılar canavarlaşan bir linççi kitle ile ne yapacak? Bir gün gelir, o linç kendilerini de bulur. Cehalet, çift taraflı kesen bir bıçak oluverir. Toplumun iyileşmesi şart.

 

   Politik söylemler günü kurtarmaya bile yetmemeye başladı. Mesela eyt olarak kısaltılmış yaşamların isyanını görüyoruz. Politikacılar için, türedi, ya da popülist denilen bu yaşamlar ne yapsın şimdi? Atanamayan öğretmen, üniversite mezunu işsiz genç, okumamış olanın daha da ezildiği başka bir dünya. Sanatçılar para kazanamayınca ne yapacak? Kendini yakan esnaf, kayıp çocukları için ağlaya aileler. Yaşam bir vicdan azabının uğultusu gibi.

 

   Kurumsal yapılar, devlet aygıtı  politik yapıların nazarınca dizayn edilirse, adamcılık, kadrolaşma olursa o kurumlar da çöker. Kayıplar bulunamaz, gençlik yaşarken kaybolur gider. Velhasıl ne dediği ya da diyeceği, gündelik manipülasyona göre değişen politik ittifaklara emanet yaşamlar, kayıp yaşamlar olmaya devam edecektir. Ahlak bir binanın tuğlalarıysa, menfi ilişkileri, rantı devlet olanakları ile partici bir kısıtlılıkla inşa etmek o tuğlaları baştan çarpık örmek anlamına gelecektir. Ve için için çöken bir yapıya sahip olmak kendi felaketimiz olacaktır. Şunu demeye çalışıyorum. Particilik ülke yönetmek değildir.

 

       Faucult beşeri bilimlerin bireyleri denetleme ve disiplin altına alma tarzlarını eleştirmektir. Çünkü bu bilimlerin oluşturduğu normlar her seferinde yeni bir iktidar rejimini kurumsallaştırmaktadır. Aile, okul, mahkeme, kışla, işyeri gibi kurumlarda beşeri bilimler kendi normallik standardını tanımlayarak., bu anormalliği kurumsallaştırıp bize hayat tarzı olarak sunarlar. Ona göre disiplinler, insani çeşitliliği düzene sokmaya yarayan tekniklerdir. Foucault, evrensellik ve nesnellik maskesi altında modernizmin oluşturduğu baskı, benlik ve disipline etmeyi ve bireyi normalleştiren, ürün haline getiren teknikleri sergileyip onları yıkma amacındadır der

   

       insan gerçeğine bir sınır koymak adına kurumlar rejimleri, rejimler de tekrar başka türlü kurumsallaşmaları sağlayan bir döngü de oluşturabilir. Ama içinde erdem eksiği olan her yapı çöküntünün diğer adı olacaktır. Kısa vadeli düşünceler, günü kurtaracak söylemler kurumsal çöküşü perdeleyemez. İçinde cemaat ya da partili kadro zihniyeti devam ettiği müddetçe, ne adalet, ne toplumsal sağlık vs yara almış olacaktır.  İttifaklar bu kurumsal düzen yapısında çöküşe derman olmaz. Olmadığı açıktır. Tam tersi oy ve rantın hamasi boyası çoktandır dökülmüş, toplum kendi yaralarına bir derman aramanın yoluna düşmüş olacaktır. Ancak bu alanda bilinçsel bir yolculuk eksiği ile daha da çok yara alabilir. Bilincin yolunda olmak ve bilmek mecburiyetimizdir.

Yorum Yapın