Gündem ve güncel olan

   Ülkemin koşullarında en çabuk değişen konu gündem. Bizim neyi konuşacağımız önemli elbette. Konuşulan meselelerimizde öyle sıradan basit şeyler değil. Ancak bir olan vuku bulunca bu ülkede pedofili ya da iş cinayetlerini konuşuyoruz. Bir linç girişimi oldu. Cehalet yanımızın farkına vardık. Kutuplaşmışız. Her yönüyle kutuplu insanlar olmuşuz. Sol cenah, sağ taraf. Kimisi sermaye yanlısı ve canlısı, kimi emeğin tarafında. Orta yolcular var. Ne eğere ne semere gelir. Ancak mesele bu kadar basit değil. Çünkü insanlar çoğunlukla, konuşmuş olmak için konuşuyor. Bizi de o duyarlı alemlerden sayın dürtüsü ile gündem de tuzum bulunsun kadarını konuşuyor. Ve bu çok sesli bir kakafoni den öteye gidemiyor.  Neden sonuç ilişkisini kısmen ve akıl yoluyla buluyor olsak bile, olaylardan ders çıkarılması meselesi sadece bir geyik muhabbetine indirgeniyor. Pedofili sorunu üzerine ciddi yaptırımlar söz konusu mu? İş güvenliği üzerine yapıcı ne kararlar alındı? Ne kadarı halkın bilgisi dahilindedir? Terör hiç bitirilmeyen gündemimiz. Üzerine konuşulanları halk mı beliriyor? Tabiî ki de hayır. Bazen olaylar, bazen konjonktür ortam bazen de sistemin ön gördüğün konuşmak bize düşüyor. İçinin gerçek, akademik bilgi ile donatılmadığı gündem, sosyal medyanın kendi içinde çevirdiği bir muhabbet olmanın dışında ne anlama gelecek ki?

 

      Linç meselesi ya da başka başlıklar hiç biri, hiçbir zaman basite indirgenmemeli. Ülkenin geçmişte aldığı ciddi yaralar, linç konusunun bu günün gündemi olmadığını gösteriyor. Sivas katliamında yaşananlar korkunçtu. Ufacık çocuklar, gençler, şairler, semah dönenler, yazarlar, düşünürler. Bu güne kadar Sivas olayları hakkında yazılanlar, çizilenler, konuşulanlar ne denli etkili olabilmiş? Hukuki kovuşturmalar ne denli caydırıcı olabilmiş? Zihniyet ne kadar değişebilmiş? Sivas katliamcısının hukuki noktadaki  savunucuları, bu gün iktidar partisinin kurucularıdır. Ve Partinin genel başkanı ve Cumhur başkanı Recep Tayyip Erdoğan bu mesele de aklandıklarını duyurmuştur. Hatta bu olaylardan başka türlü mağduriyetleri olduğunu söylemişlerdir. Neredeyse yakanın hiç mi suçu yok diyecek kadar insanı isyana sürükleyen şeyler oldu. Gazanız mübarek olsun diyen de oldu. Halkımıza bir şey olmamıştır diyen de. Yakanı mağdur gösteren bir zihniyet görmek acı verici.

 

   Kemal Kılıçtaroğlu  bir cenaze töreninde saldırıya uğradı. Yakın o evi diyen zihniyet Sivas katliamından daha  sonraki nesillerden biri. Büyük olasılık geçmişte yaşanan linçlerden de haberi olmayan yeni nesil linççiler türedi. Bu toplumu patlama noktasına getirmek, gaz sıkışmasına neden olmak için araçlar kimlerin elinde? Hakim güçlerin elinde. Cılız muhalif seslere karşı her an gündem türetip, gündemi pompalayan ve gazın sıkışmasına sebep olanlar kimler? Hakim güçler. Ucuz kahramanlar türetip elini öpmek nedir? Hukuki ne yaptırımı olmuştur?Gündemler  bizimle neden uğraşır? Tersinden soruyorum. Biz gündem olanla mı uğraşıyoruz? Gündem bizimle mi?

  Bir insanı göz göre göre öldürmeye kalkışmanın ilk denemeleri gibi. Simülasyonun dehşet boyutundan küçük bir fragman. Bauldrillard  ın anlattığı bir şeyi kısmen hatırladığım kadarıyla tarif etmeye çalışacağım. Tv de savaşı izleriz. Televizyonu kapatırız. Savaş devam ediyordur. Ancak bizim için her şey bir görüntüdür. Bedri Baykam’ın Kemik romanı da,

On bir Eylül öncesinde on bir Eylül’ün tahmini gibi, bir uçağı ikiz tepelere sokmuştur. Bunun canlı izlendiği anlatılmaktadır. Ve yazar, bunun bir tatmin olduğunu söyler. Titanik gemisinin batma sahnesi aşağı yukarı bir saat sürer. Görsel olanın tatmin kaynağı olduğunu eski dönemler de fark etmiş, arena sahnelerde tiyatro yerine gladyatör dövüşler ve aslanlara atılan insan sahneleri kullanılmaya başlanmıştı. Hatta imparatorlar bu arenalar sayesinde insanları iyi oyaladıklarını  tarihin bir yerinde itiraf da etmişlerdir. Sosyal medya alanı salt görsem doyum değil aynı zamanda görsel güncel meselenin geyik muhabbeti halini ve hizmetini de sunuyor. Herkes kendi sosyal medya mahallesinde karşı tarafı kötülüyor. Böylelikle biz insanlar da bir şey söyledim tatmini ve görsel güncel olanın tekrar tekrar izlenme şansını yakalamış bir yığın oluyoruz. Bu eleştiri aslında hepimize. Bir şey söylemiş olmak ve görsel gündem de söz sahibi olmak bizleri neden tatmin ediyor? Halbuki bu tatmin duygusunun ötesinde gerçek duyarlılığın farkını fark ettirmesi gerekmez miydi? Bilimsel, toplumsal analiz noktasındaki saptamalar bile sosyal medya mahallesinin birer kakafonisine dönüşünce kimseden bir farkımız kalmıyor. Ancak gündem, görsel ve güncel olanın manipülasyona açık olması münasebetiyle her olay ardından aynı uğultunun kopması dışında fazlalık hiçbir şey olmuyor. Evet bir uğultu kopuyor. Gündem değişince  ya da durulunca insanlar kendi sosyal medya mahallelerinde ve sanal sokağında melankolik, alkolik pozlar veriyor, geziyor zenginmiş gibi falan yaparken birileri yaşamlarımız hakkında başka kararlar alıyor. Biz uğultu yaratan bir kitle edilgenliğinden öteye gidemiyoruz. Ancak yaratıcı düşüncenin uğultular dışında farklı tonları olacaktır. Reflekslerimize dokunacak, gerçek duyarlığı benliği ortaya çıkarabilecektir. Okumak yaratıcı düşünceyi tetikleyen bir araç. Filmler izlemeli. Bu filmi daha önce görmüştük refleksi bile önemlidir. Salt görsel olanın alt bilince işleme kısırlığından kendi kendimizi kurtarmanın bir yolu

Yorum Yapın