Filozof Olmak, Düşünmek ve Özgür Olmak

Necisin? Şuncu buncu… Nietzscheci, Heideggerci, Aristotelesçi, Kantçı, Marksist, Descartesçı, Platoncu falan filan.

Düşüncenin altından kalkamayınca genellikle onu kalıplara sokarak halletmeye, yenmeye çalışırız. En kolayı budur. Hep bir mürit olma ve müritleştirme programıyla çalışırız. Düşüncenin altına girip tartmak yerine düşünceyi kalıplaştırarak çekmecelere sokmaya çalışırız. Sonra üzerine bir etiket yapıştırırız. Böylece düşüncenin kendisiyle uğraşmak yerine „o, şuncu, bu buncu“ gibi bir takım yerici ifadeler üzerinden kişilerle uğraşırız. Bu şekilde altından kalkamadığımız düşünceyi kolayca mahkûm edebiliriz.

Düşünememenin dayanılmaz hafifliği buna yol açar. Felsefi düşünme eylemi, yani hakikati, toplumu, kültürü, toplumsal ilişkileri ve sorunları açıklayarak toplumun eylem gücünün teorik olarak önünü açma çabası bu tür basit ve sığ “özürcü ideolojiler” üretmeye yol açar. Bu tür eleştiriler geçmişte en çok “Marksistlere” yönelik getirilmiştir. Fakat en çok da bu eleştirileri getirmiş olanların özürcülük yaptığını artık biliyoruz.

İnsanlığın teorik ve pratik mirasını koşulsuz sahiplenmeden düşünmek elbette mümkün değildir. Az çok bilimsel düşünebilmek için tabii ki filozoflara dayanmak gerekir. Fakat bunu yaparken her bir insanın bu büyük mirasın kendine göre sentezini oluşturması gerekmektedir. Kendi başına düşünebilir olmanın, filozof olmanın, dünyaya filozofun gözüyle bakabilmenin koşulu budur. Bundan farklı olarak “şuncu buncu” olmak, insanın kendisini ona buna tabi kılması, yani kendisinin özgün düşünme kapasitesini yadsıması anlamına gelir. Fakat felsefe insanı her şeyden önce düşünme eyleminde yetkinleştirmek istemektedir. Onun varlık nedeni ve tarihsel ödevi budur.

Fakat hakikatin veya diğer bir deyişle dünyanın kendisi basit bir şekilde kalıplara sokulamadığı gibi, onun aynası olan düşünce ve bilinç de basitçe kalıplara sokulamaz, çünkü düşünce etiketlenmesine müsaade etmez. Eğer insan dediğimiz varlık açısından düşünmek var olmak ise ve var olmak özgürlük ise düşünmek özgürlüktür: Düşünmek düşünmeyi düşünmektir. Düşünceyi özgürleştiren onun kendisiyle kurduğu bu yansısal ilişkidir. Düşünmenin özgürlüğü düşünmek olduğu tezi ancak bu anlamda alınırsa bir anlam ifade edebilmektedir. Öyleyse düşünmek düşünceyi özgürleştirmektir. Fakat düşünce kalıplara sokulur ve kalıplara dökülmeye kalkılırsa düşünme düşünme olmaktan çıkar, özgürleştirici, düşünceye ve eyleme yön verici işlevini yitirir.

Düşünceyi kalıplara sokmak ile düşünceyi kavramlaştırmak arasındaki belirgin farkın iyi anlaşılması gerekir. Postmodernist yanılsamanın kaynağı düşüncenin düşünceye dair bu iki eylemi arasındaki farkı kavrayamamış olmasıdır. Kavramlar olmadan düşünemeyiz. Diğer bir deyişle düşünebilmenin ön koşulu onu kavramlaştırmaktır. Kavramlar düşüncenin olanaklılığıdır ve bu nedenle kavramlar düşüncenin taşıyıcısıdırlar.

Kalıplar düşünceye ket vururlar, düşünceyi zincire vururlar. Kavramlar hakikatin kendisinden kazanılır; kavram hakikatin kendi hareketinin canlı düşünümüdür. Bundan farklı olarak kalıplar basit zihin ürünüdürler. Bu nedenle kalıplar hakikate ve dolayısıyla onun kavrayışı olan düşünceye empoze edilirler. Kavram kalıp değildir. Kavram hakikatin kendi canlılığından kazanıldığı için düşünceye şekil verir. Düşünce ancak bu şekilde insanın kendi gerçekliğinin aynası olabilir ve böylece canlı kalabilir. Düşünceyi kalıplaştırmak, onun cansız, statik, devinimsiz ve güçten yoksun kılmak, kısacası donuklaştırıp kemikleştirmek ve dogmatikleştirmek anlamına gelir.

Filozof her şeyden önce düşünmenin dayanılmaz devinimine ve zorluğuna dayanmayı öğrenir. Doğru kavranan felsefenin ilk işlevi budur. Bu yaklaşım insanı belki önce yalnızlaştıracaktır, fakat düşünebilmenin, her şeyi ve herkesi zihnimizde yerli yerine oturtabilmenin, ahlaki bir kişilik oluşturup, sonunda bilinçli ve özbilinçli, sorumlu davranabilmenin ön koşulu budur. Öyleyse, düşünmeye cesaret etmek, yalnızlaşmayı göze almak demektir.

Fakat yalnızlaşmak anti-sosyal olmak, kendini diğerlerinden üstün ve ayrıcalıklı görmek, kitle düşmanı olmak demek değildir. Yalnızlaşmak, kendi başına düşünmeye cesaret edebilmek, kendine diğerlerinin aynasında bakmaya cesaret edebilmek demektir. Düşünmenin özgürleştirmeye başladığı aşama düşünmenin işte bu evresidir. İnsan ancak kendi düşüncesini diğerinin düşüncesiyle dolayımlayabildiği, yani kendisine diğerinin gözüyle bakabildiği oranda özgürleşmeye başlar. Zira insan ancak bu şekilde hem kendi düşüncesine karşı mesafe kazanıp ona özeleştirel olarak bakabilir hem de kendi bireysel sınırlılığını aşıp evrenselleşebilir. Diğerinin bize bahşettiği bu evrenselleşme, yani sınırsızlaşma potansiyeli bizi kişi olarak düşüncede özgürleştirir. Bu nedenle ancak diğerini özgürleştirebildiğimiz oranda özgürleşiriz.

Yalnızlaşmak tekilleşmek demek değildir. Yalnızlaşmak kendi başına düşünmeyi bilmek ve düşünmeye cesaret edebilmek demektir. Dolayımsal, yansısal, kapsayıp aşıcı düşünmenin ön koşulu düşüncede kendi başına olmaya cesaret etmekle başlar. Düşüncede ben buyum diyebilmek için yöntemsel olarak yerine getirilmesi gereken bazı önkoşullar vardır. Söz konusu önkoşulların neler olduğunu ve bunları nasıl elde edip uygulayacağımızı bize doğru kavranan felsefe öğretir.

Kavramlar dolayımsallığa, yansısallığa, kapsayıp aşmaya olanak sunar. Düşüncede özgürleşme de bununla başlar. Filozof olmanın ne demek olduğunu mu bilmek istiyorsunuz? Buyurun, özgür olmaya cesaret edelim! Filozofun kim olduğunu mu bilmek istiyorsunuz? Haydi, öyleyse, yalnızlaşıp diğerinin eleştirel gözüyle kendinize bakarak evrenselleşmekten korkmayalım!

Yorum Yapın