Edebiyat Sayfası sayı:18

Atlar Da Sürünür Oğul 

Şiir: Ali Özenç Çağlar

Su kurudu ar çürüdü özünü yitirdi insan
Göz kurudu yaş çürüdü sözüm değersiz kala
Kaç tabut kalktı bilmem sayamadım a oğul
Yalan rahvan sırtımda atlar sürünür oldu
Gül çürüdü, kar çürüdü, bedenler kirli oğul
Uzatma ellerini, ya kin, ya kan kokuyor
Gülme sahte düşlerin karanlık oğul
Bilim irfan diz boyu, tavafta tuz kokuyor
Her dua küfre döndü her müezzin sahtekâr
Tanrı da kiralandı cennet haris’in oğul
Kaç kuşak kavga ile yoğrulduk geldik
Kaç avcı ne avlar avladı bilsen
Ne yaradan şeytanı kuşatmış iken
Vurulmuş adım başı geleceğim yatıyor
Tarihin kör laneti insan üstüne oğul.
Düş kesiği bedenim hüznüm ki yangın yeri
Yüzümde son balkıyan ışığın izi de yok
Kaç bebek öksüz bilsen kaç yuva tütmez oldu
Kim ne için övünür neden dövünür anam;
Biz ne zaman küçüldük böyle hiçlendik oğul?
Şu yükselen saraylar kimin günahı oğul?
Hangi Tanrı oturur içinde çırılçıplak
Özü kokar sözü kokar arsızın arı olmaz
Tarihin dipnotuna düşülen bunca riya
Hangi kutsal kitapta yazıyor söylen oğul?
Ali Özenç Çağlar

Şiirleriyle Yeni Bir İsim/ İdris Meriç
Şehr- i Zıtlık
Ey koca şehir!
Sınırların uçsuz, bucaksız
Yaşanılan acının
tarifi imkânsız
Bir sınırın gözyaşı
Bir sınırın eli kanlı
Bir tarafın yoksulluk
Öyle bir yoksulluk ki yaşamdan dahi mahrumluk
Çocukların!
Hüzünlü yüzlerde çaresiz gözler
Bir yeni elbise hasreti
Kaç yıl oldu yeni bir ayakkabı giymeyeli
Kışın soğuğunda, okul yolunda
Eskimiş palto, titreyen beden, çıplak eller
Analar hüzünlü, gözyaşları kan
Ama onurlu, ama gururlu
Bir tarafın bolluk
Kibir bolluktakilere boyunluk
Evlerde değişim!
Neymiş efendim, moda
İnsanlarda değişim
Avrupa böyle imiş
Kokteyller gücün simgesi,
Her şey de zıtlığıyla bilinirmiş
Ey kocamış şehir!
Dağlarında yılların yorgunluğu
Denizlerinde batmış mülteci umutları
Karalarında şüheda imzası
Sokakların bir tarafı olmuş
Sahtekâr yuvası
Ardı ardına bıçaklanmışsın
Kucak da açmışsın bir taraftan
Hep mertlikti sana yaraşan
Ey koca şehir
Ey hüzün bahçem
Ey dert ortağım
Kaldırımlar, duvarlar, cansız varlıklar
Hepinize gönülden selam
Unutacağım
Elbet bir gün unutacağım
İlkbaharı, sonbaharı
Yeşeren yaprakların sarısını
Açılan papatyaların veda edenleri unutturduğu gibi
Elbet bir gün unutacağım
Yeni dünya bebeğin öleni
Her bir tebessümün hüznü
Bir merhabanın elvedayı unutturduğu gibi
Elbet bir gün unutacağım
Sadakatin ihaneti
Güneşin ayı, gündüzün geceyi
Yaşlılığın gençliği unutturduğu gibi
Elbet bir gün unutacağım
Yağmurun kuraklığı
Filizlenen çiçeğin tohum halini
Kalabalığın yalnızlığı unutturduğu gibi
Elbet bir gün unutacağım
Yakılan mumun eriyeni
Sarhoşluğun dertleri
İçten bir gülüşün ağlamayı unutturduğu gibi
Elbet bir gün unutacağım
Öylesine bir unutma olacak belki
Ama hiç unutmayacağım
Yaşadıklarımı, acılarımı, ağlamalarımı
Yapayalnız çaresiz dolaşmalarımı
Gülerken dahi içteki hüzünlerimi
Dört duvar arasına hapsettiğim umutlarımı
Unutmayacağım unutamayacağım
Öylesine unuttum diyeceğim
Öylesine işte
-Öylesine…
06.10.2016
İNSAN!
Mürekkep kokusunu tatmalıyım
Bardak bardak çay içmeliyim
Şiir okumalıyım
Kurulu düzenleri düşünmeliyim
İnsanlara kulak vermeliyim
İnsanlar…
Ölümün kıskacında yaşama arzusu dalar
Esaretin kollarında özgürlüğe muhtaçlar
Sakin bedenlerin içinde, dizginlenemeyen ruhlar
İnsanlarla konuşmalıyım
İnsanlar…
Nasıl da susmaya mahkumlar
Sevinci yaşamaya korkarlar
Acıyı yedi düvele yayarlar
O gizlenen sevinci konuşmalıyım
En saklı duyguları gün yüzüne çıkartmalıyım
Gözyaşları oluk oluk almalı
Mendil peçete selpak ortadan kalkmalı
O anı bozmamalı canlılar ve cansızlar
Ağlamalı insanlar
Evet…
Ağlamalı insanlar
Belki yalnızlaşmalı
Karanlıkta yaşamalı
Zaten yaşamıyor muyuz güneşin karanlığında
İnsanlar…
Bilmeli acıyı
Çocukların hıçkırıklarını hissetmeli
Mahzun bakışların anlamını bilmeli
Gözlerdeki çaresizlikleri görebilmeli
Ağaçları anlatmalıyım insanlara
İnsanlar…
Evlerindeki evlatları kadar kıymetli olduğunu bilmeli
Torunları kadar eşsiz olduğunu görmeli
İnsanlığa hizmetini idrak edebilmeli
İnsanlığı yaşamalı insanlar
Sevinçleri paylaşmalı
Acılara ortak olmalı
Canlı olmalı insan,
İnsan olmalı insan…
***
AŞK İHANET BAHÇESİNDE
Gecenin çığlık atan sessizliğinde
Aşk ve ihanet koyun koyuna
Tüm çıplaklığıyla gerçekler ortada
Aşk heves olmuş iken
Nar-ı aşk toprak altında
Çözülmeyi bekleyen buz misali
Beklemekte yalanlar, mumun sönmesini
Etraf dört bir yandan çevrili
Sahtekarlıklar mayın tehlikeli
Yaklaşmakta, ne varsa yeryüzünde
Sevgisizliğe, samimiyetsizliğe dair
Kopuşlar yaşanmakta
Tutulan günahkar ellerde
Verilen sözler bir bir
İnkar ile yüzleşmekte
Bir fiyat artışı gündemde
Kapış kapış giden silgilerde
Ayrılıklar yaşanmakta
Sığdırılmakta birkaç saniyeye
Sığdırılamayan koca yıllara
Gönül çelişkide
Adım adım çıkılan yokuşta
Koşar adım inilmekte
Aşk, ihanet bahçesinde
BEN BEN DEĞİLİM!
Ben ben değilim!
Ölümlere avuçlarımla kapadım gözlerimi
Susturdum dilimi, haykıramadım
Ben korktum kendimden, anlatamadım
Çocukları gördüm, çevirdim yüzümü
Çaresizliği görmemek için kaçtım
Ben ben değilim
Boğuldum sessizliğimde
Ne zaman haykırmaya yeltensem
Hıçkırıklarım diziliyor ve bir kördüğüm işte
Ağlamak istiyorum göz pınarlarım kuru, ben deliriyorum
Ben ben değilim bunu biliyorum
Bir anne görsem kaçacak yer arıyorum
Suçlayan ve umut bağlayan gözler görüyorum
Nereye kaçsam hangi sokağa çıksam bilemiyorum
Ben bende kayboluyorum
Evladını yitirmiş bir baba
Kaçacak yer yok çıkmaz sokak karşım
Ama yapamıyorum bakamıyorum
Bu sefalet bu çaresizlik kalır mı böyle bilmiyorum
Ben kendimden kaçıyorum
Ölümler ateş misali yakıyor
Açlık desen ucu var bucağı yok
Karnı tok olanı sorma
Gözü tok olan hiç mi yok
Ben kaçıyorum milyonlarım sizin olsun
Bir okul yaptırın ama
Islıklar eşliğinde çocuklar koşuşsun
Ben kaçıyorum kendimden
Sessizliğe mahkum ömrüm
Dilim lal bedenim biilaç
Kaçıyorum korkuyorum kaçıyorum
İdris Meriç
Ayvalık / 2018

Ozanlar Üzerine Bir İnceleme/ Umut Özkan

GÖNÜL ERLERİMİZ AŞIK VEYSEL’DEN OZAN ALİ KIZILTUĞ’A

Aşık Veysel’in şu dizelerinin güzelliğine bakın, hem kişileştirdiği ve kutsadığı sazına unutamayacağı bir öğüt veriyor hem de tüm insanlığa bir ders veriyor. Veysel’in şiirinin başlığı ”sazıma”
Ben bir insanoğlu/Sen bir dut dalı
Ben baba mı /sen ustanı unutma

Koca Veysel’in bu öğüdü sazına ama kim üstüne alırsa türünden. Bu dörtlükte bin yıllık insanlık değerleri Veysel’le dile geliyor, ete kemiğe bürünüyor. Koca koca ağaç kütüklerinden kimisi gürgen kimisi dut. O güzelim ezgileri çıkaran saz, bağlamayı yapan ustana; teliyle, tezenesiyle sapıyla, perdesiyle emeğini ortaya koyanı; zımparalayan, vernikleyeni tezgahta şekil veren emektara, saygıyı ve sevgiyi unutma diyor. Bunu insanın babasına gösterdiği saygıyla eş değer tutuyor. Veysel İnsanları bir bütün olarak görmüş hep onu da şu dizelerle dile getirmiş’

‘Beni hor görme kardeşim/ Sen altınsın ben tunç muyum
Aynı vardan var olmuşuz/ Sen altınsın ben saç mıyım
Ne var ise sende bende/ Aynı varlık her bedende
Yarın mezara girende/ Sen toksun da ben aç mıyım

Gün ikindi akşam olur, gör ki başa neler neler gelir diyen büyük ozanın yaşam serüveni Sivas’ın Sivrialan köyünde başlar sonra sözlü kültürümüzün nesilden nesile; kuşaktan kuşağa aktarımımızı sağlayan yaşam pınarlarımızdan biri haline gelir Aşık Veysel.
Aşık Veysel’in Muzaffer Sarısözen öncülüğünde ilk olarak Sivas’ta düzenlenen aşıklar şöleninde dile getirdiği eserler, oradaki anlatımı sözlü kültürümüzün önemli aşamalarından biriydi. Bu şölende derledi. Sarısözen Hoca, Veysel’den ”ağ gül seni camekanda görmüşler ”adlı eseri. Dönemin Sivas Maarif Müdürü Ahmet Kutsi Tecer, anılarında biz Aşık Veysel ile bu toprakların sesi olduk” der. Geçenlerde Sivrialan’dan gelen bir dostum,Aşık Veysel’in büyük bir özenle diktiği meyve ağaçlarının kuruduğunu söyledi. Adına konferansların verildiği, çocukların koşa koşa gittiği, ozanın ”adının verildiği” okul kapanmış. Sular çekilmiş, kuşlar terki diyar etmiş. Aşık Veysel Türkiye’de yaşamış topluma büyük dersler ve öğretiler kazandırmış Bir büyük ozandır.

Veysel ile ilgili bir anı şöyle dile getirilir, bugüne kadar gelmiştir. Aşık Veysel ‘in kendisini terk etmiş ilk eşi Esme Ana köy bakkalına alış verişe gider. Bakkalda Veysel’in dönemin aşıklarından Ali İzzet Özkan ve Sivrialan’nın ileri gelenleriyle bir muhabbettedirler.Esme Ana, Veysel’i görmüş içeri girmemiş, alış verişini işaretler aracılığıyla pencereden yapmış, dönmüştür evine. Veysel Bakkal Mustafa’ya ”bari iyisinden verseydin!” Mustafa kimse gelmedi ki demiş konuyu değiştirmeye çalışmış. O zaman ”camdan alış veriş yapan” kimdi demiş Aşık Veysel .Orada bulunan orta Köylü Tatığın Oğlu Ali, Şatıroğlu, sen bizi kandırıyorsun kör değilsin nereden bildin,nereden biliyorsun… bir tartışma almış yürümüş, Veysel sonunda ”kokusundan ,kokusundan” demiş
Veysel’den yıllar sonra dünyaya gelen onunla ”yerdeş” olan Sivas’ın Mursal’ından Ozan Ali Kızıltuğ ”İki kapılı handan” göçeli iki yıl oldu. Aşık Edebiyatımızın, Aşıklık geleneğimizin büyük ustası. Usta çırak geleneğiyle büyüdü. İki bine yakın eseri TRT repertuarındadır. eserlerinin çoğunu uzun ömürler diliyorum,Yücel Paşmakçı Hocamız radyo repertuvarına almıştır.Sazının tezenesine vurduğunda Sivas’ın şirin ilçesi Divriğ canlanır gözünüzün önüne gelir. Divriğ’in görkemli dağı yama dağlarına çıkarsınız. Hep o Yama Dağlarından alacağı olduğunu sazıyla sözüyle söyledi. Bir de divriğ’in köylerinden. Çocukluğu ve gençliği Sivas’ta yoksulluk ve fakirlikle geçti. bunu eserlerinde sürekli dile getirdi. Sevdası büyüktü.”senden oldu senden oldu ” dizeleriyle sevdasını terennüm ederdi. Onun gönül treni hep kara trendi ve ” Yürekten” yol alırdı. onun tezenesine ”ben ağayım, ben paşayım diyenler kapıları hep kilitlemişlerdi. Bir köy gurbet bu kadar mı güzel anlatılırdı. Hangimiz unuturuz, ”Dam üstünde çul serer leylide yar loylu da yar yar bilmem yar kimi sever” Hangimiz unuturuz Cem Adrian’ın söylediği bir Kızıltuğ bestesi olan ”Ankara’da sen yoksun öf öf…gelemem diyorsun” peki Yıldız Tilbe’nin seslendirdiği” bir zaman ayları saydım” Hangimiz unuturuz. ”ha babam de babam” daha binlerce eseri. TRT’de yayınlanan Kutlay Doğan’ın hazırladığı belgeselde izlemiştim en son. Ali Kızıltuğ’da hakka yürüdü. Hem Kızıltuğ Hem de Aşık Veysel bizim gönül erlerimizdir. İkisi de aşıklık geleneğinin harman olduğu Sivas’tan. Yunus Emre ne güzel dile getirmiş onlar için

”ölürse ten ölür canlar ölesi değildir.”

Yorum Yapın