Bu ekonomi iyileşir mi?

Bu ekonomiye ne oldu? Neden sürekli enflasyon yükseliyor? Ekonomiden anlayanlar neler diyor? Ekonomimiz düze çıkar mı? Doların ateşi düşer mi? Ondan önce ülkemde neler yolunda gitmedi ona bakalım. Demokrasi; içinin doldurulduğu, adaletin yerini bulduğu, hakça bir minvalde mi ilerliyor ona bakmak lazım. Eğri bacanın dumanı doğru tüter mi? Sanayileşme konusunda geriye gidiyoruz. Çünkü ham madde sıkıntısı çekiyoruz. Özellikle tarımsal ham madde ekimi oldukça çiftçi toprağa küstürüldü. Artık gelecek sene dedikleri bir umut kapısı da yok. Sadece borcunu ödeme odaklı ve zorunlu üretimden söz edebiliriz. Çiftçi boynu kıstırılmış, cenredeye sokulmuş üretmekten ve zarar döngüsüne uğramaktan başka çıkar yol bulamaz olmuş. Gün geçtikçe kredi borçlarına batan ekonomi, ülke ekonomisini düze çıkara bilir mi? Düşünelim, dolar yükseldikçe, halka, yastık altından altınlarınızı çıkarın diyorlar. Halkın yastığının altını, bir altın rezervi gibi görenler, halkın ekonomik iyileşmesi adına ne yapıyor? 

İnşaat sektörü de, halkın alım gücünden etkilenmiş, bir tıkanık döneme girdi. Büyük inşaat şirketleri, ihale usulü devlet icraatları dönemi de, halkın kesesinden karşılanan bir yöntemle kendi varlıklarını idame ettiriyorlar. Ancak nereye kadar? Ömrü boyunca köprülerden geçmeyecek, uçaklara binemeyecek halka, büyük şirketlerin zararlarını ödetme hakkını kim veriyor? Bunun ekonomik bir yaptırım, bir zorlama olduğunu ve bir yerlerde tıkanacağını kimse görmüyor mu? Ekonomi manipülasyonlarla, güvensizliklerle, önünü göremeyen yatırımcılarla nereye gidecek? Sermaye sınıfı bu iktidarı başlarda pek sevdi. İşler tıkırındaydı. Ancak görünmeyen gizli kalemler var. Yani bu ekonomik krizden kimler etkilenmiyor? Kimlerin hala işi tıkırında ona da bakmak lazım. Vakıflar, dernekler, cemaatler hiç krize girmiyor. Görünmez gizli ya da aşikar kalemler ekonominin yönünün yatırım değil, tüketim ve bağış odaklı bir yerlerde toplandığını gösteriyor. Adalet kime adalet? Önlenemez bir yükseliş seyri izleyen bu odaklar, kendi içinden çöken bir yapı olamaz mı? Değerler bakımından düşünelim. Odaklarda toplanan meta, yeniden sağ tandans çeperin sermayesi oluyor. Sade yaşayan vatandaşın yaşamına bile müdahale edecek bir sistemle çoğalıyor bu sermaye sınıfı. Onlar sıkıştıkça,elleri sade yaşayan vatandaşın cebine gidiyor. Vergi yükleri gün geçtikçe kalem kalem çeşitlilik gösteriyor. Ülke ideolojik alanda bir semirme dönemi yaşıyor. İdeolojisini sermaye destekli büyüten bir siyasi anlayış söz konusu. Her gelen siyasi iktidar kendi zengin sınıfını yaratıyor. Ancak kapitalizm doğası gereği sürekli krizler ve ekonomik açmazlar yaşamak da sistemin halka dayattığı bir kader oluyor.

Bir de güven meselesi var. Dışarıdan nasıl göründüğümüz ile ilgili, insana, adalete, eğitime verdiğimiz değere bakarak bizimle iş yapmak ya da yapmamak konusunda karar veren dış sermaye ve ülkeleri düşünelim. Meselenin ideolojilerden de ötesi olduğunu söylemek zorundayım. Ülkede değerler konusunda ve alanında ciddi bir çöküntünün yaşandığını dış sermayeler de görüyor. Matematik konusunda ülkem çocukları çok başarısız. Matematiğin yanı sıra, mantık, felsefe konularında yine benzer kısırlık devam ediyor. Ekonomi tek başına bir alan olmanın dışında tek başınalığını devam ettiremeyecek başka odaklara ihtiyaç duyar. Adalet mekanizmasına, eşitliğe, ahlaka, güvene ve donanımlara ihtiyaç duyar. Eğitim, hakça paylaşım yerine salt ideolojik girdilerle kültürel erozyon ile yani çöküşe giderken ekonomi düze çıkamayacaktır. Kısmi iyileşmeler süregelen yoksulluğa çare olmayacaktır. Çare insan donanımı, hakça paylaşım kültürü, adil olan bir yaşam düzeni olmak zorundadır. Siz dilediğiniz kadar tekelde sermaye toplayın, bunu güvenli bir limana çekemedikten sonra, yani ekonomiyi kullanacak insan materyalini yetiştiremedikten sonra bir anlamı olmayacaktır. Ekonomi sadece paradan anlamak değildir. Politik söylemler ile de ekonomi düze çıkmaz. Yatırımlar önemli olacak elbette. Ancak Pazar ortamı, güven kazanımı, dünyanın kendi krizleri, savaşlar, faşizan algılar, ayrımcı düşünceler, ideolojik kamplaşmalar, tehditkar söylemler vs ekonomi hassas bir dengede iken bu ve benzeri olumsuzluklar o dengeyi çok çabuk sarsacaktır.

Ve en önemlisi, emperyalizm kendi varlığının idamesi noktasında ekonomilerin iyileşmesini, talep etmezken, halkı da, salt kendi varlığına angaje, birer element olarak görürken, anti emperyalist yaşamların dahi kuşatılmışlığı devam ederken ekonomi iyileşmeyecektir. Ekonomi iyileşmeyecek çünkü emperyalizm kendi varlığı için, ruhunu satanlara ihtiyaç duyacak. Çöküş salt ülkelerden ve ekonomik açmazlarından kaynaklı değildir. Birileri kısa yoldan köşe dönmek isteyecek, birileri uç zengin olmayı dileyecek ki, emperyalizm kendi varlığını idame ettirebilsin. Sağ tandans sermaye gibilerine ihtiyaç duyacak, savaş ekonomisine ihtiyaç duyacak, ülke politikalarının saldırganlığına, ya da pasifize olmasına ihtiyaç duyacak. Yani tarif ettiğimiz çöküş, sadece bizim yaramız değil. Tüm dünya bu çöküntüde ya felakete gidecek ya da kendine ayna tutacak bu insan. Kendi yarattığı dünyanın felaketine seyirci kalmak ve elinden bir şey gelmemesi de ruhlara yani insan manevi dünyasına zarar vermeye devam edecek. Ekonominin hastalığı insanlığa sirayet ediyor.

Yorum Yapın